Hakkımda

Fotoğrafım
Fotoğraf, müzik, gezi, yemek, hukuk = Rüya =)

4 Eylül 2011 Pazar

İlk Yoğurt.



Merhabalar..

Geçenlerde annem yine yoğurt mayalıyordu. Her yoğurt mayalanışında, diğer bir yoğurttan 1-2 kaşık alınır ve öyle mayaya bırakılır. Sonra benimde aklıma bir soru düştü. Madem bütün yoğurtlar bir yoğurda muhtaç ise, ilk yoğurt nasıl ortaya çıktı?? Sonra etrafımdaki yaşlı kimselere sordum filan. Bir cevap alamadım. Yıllardır bu yöntemle yaptıklarını söylediler.

Bu durum beni pek bir merak içine soktu. Bende araştırdım ve çok ilginç bir sonuca ulaştım. Sonucu şuraya copy-paste yapıyorum faydalanmanız açısınd
an.


Elimizde yoğurt mayalamak için eski yoğurt bulunmuyorsa ne yapmalıyız? Ya da ilk yoğurdun mayası nedir? Bu soruların yanıtları araştırıldığında, göçebe olarak yaşayan atalarımızın karınca yumurtasından yoğurt yaptığına dair bilgiler edinildi.

Bunun üzerine ilk yoğurdun karınca yumurtasından mı, karınca toprağından mı, yada normal topraktan mı mayalandığını kanıtlamak için araştırmalar yapıldı.

Oktay İnce de çalışmasında, eski yoğurt dışındaki doğal mayaların, sütün yoğurda dönüşmesinde işe yarayıp yaramayacağı ve eğer doğal mayalardan yoğurt olursa, ne kalitede olacağını inceledi. Araştırmasında deneysel olarak süte ev koşullarında değişik oranlarda standart (ticari) yoğurt ve doğal mayalar (normal toprak, karınca yuvası çıkışındaki toprak ve karınca yumurtası) ekleyip, elde edilen yoğurtların ve bunlarla hazırlanan yoğurtların bazı fiziksel ve kimyasal özelliklerini beş gün süreyle araştırdı. İnce, araştırmasının sonuçları konusunda şu açıklamayı yapıyor: "Araştırmamızda denenen yoğurtların her bir neslinin, zamana bağlı olarak pH değerinde azalma olduğu saptandı. Doğal mayalarla elde edilen yoğurtların 2, 3 ve 4. nesillerinde ölçülen pH değerinin, standart yoğurt pH'sı ile aynı düzeylerde olduğu saptandı. Yoğurtların fiziksel görüntüsü bakımından doğal mayalarla elde edilen yoğurtların 3. ve 4. nesillerinde hemen hemen hiç serum ayrılması gözlenmezken, ev yoğurdunda az da olsa serum ayrılması oldu.

Duyusal test sonucunda yapı bakımından en iyi yoğurt, karınca toprağıyla mayalanan yoğurt oldu; görünüm olarak karınca toprağı ve karınca yumurtası olumlu sonuçlar verirken, lezzet olarak da en iyi yoğurdu, karınca toprağıyla yapılan mayalamadan elde ettik. Sonuç olarak, doğal mayalar kullanılarak yoğurt mayalama işlemi sağlandı ve karınca toprağıyla mayalanan yoğurt panelistler ve tüketiciler tarafından en iyi yoğurt seçildi.

3 Eylül 2011 Cumartesi

Şehir İnsanları

şehir insanlarıyız

ne acı..

1-0 yenik başlıyoruz yani şu 3 günlük hayata

hani otoban kenarlarındaki,

hani bize kızgın

hani her baharda açmak için didinen,

laleler varya...

işte!

aynı öyleyiz bizde..

habitatından uzak,

egzos dumanları arasında

yaprakları solgun

rengi bozgun..

şehir insanlarıyız

ne kötü..

hep bir telaş içinde..

daha kendine bile varamamışken

ötekine yetişmeye çalışmak ne diye?

Bir film üzerine..




Ben bugün hasbel kader, otobüste gelirken Mommo diye bir film izledim. Yani bildiğin otobüste koltukla bütünleşen küçük ekranda izledim. 4-5 tane film daha vardı onlar yabancıydı. İğrenç dublajlı filmler izlemektense, bari yerli film izleyeyim dedim. Neyse efenim sadede gelelim karşıma öyle bir film çıktı ki.. Şaştım kaldım, afalladım! Filmin sonunda otobüste hüngür hüngür ağlamayayım diye kendimi zor tuttum öyle bir dramdı yani. Ve bir film anca bu kadar doğal ve sade olabilirdi. Müzikleri Erkan Oğur'un, Yönetmen ise Atalay Taşdiken. Biz izledik sevdik sizde izleyin ve seviniz.

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Çetin Altan ve Ara Güler Söyleşisinden.

"Ara G.: Şimdi ben bir arkadaşa gidiyorum. Apartmanlardan birinde, altıncı katta bir karı dışarı çıkmış, cam siliyor. Hizmetçi. Ben böyle bakıyorum.

"Çetin A.: Neresine bakıyorsun cam silerken? Bir yerine mi?

"Ara G.: Her tarafına bakıyorum.

"Çetin A.: Ben olsam neresine bakardım?

"Ara G.: Şimdi ya ben hikâye anlatayım ya da ben susayım, sen anlat.

"Çetin A.: Anlat, anlat...

"Ara G.: Şimdi ben sokakta yürürken her zaman makinenin ayarını yaparım ki, bir bok olursa hemen çekeyim diye. Ben baktım, ’Bu karı düşer, ’ dedim.

"Çetin A.: Pat!

"Ara G.: Dememle, karının düşmesi bir oldu. Ben dedim diye karı düştü aşağıya. Tır tır tır üç kare çekmişim. Bir de otomobilin üstüne düştü. Otomobilin içinde şoför gazete okuyor. Üstüne bir şey düşmüş, ağğğh diye korkmuş bir adam, yukarıda bir kafa, kafanın burnundan kanlar akıyor... Böyle bir resim."



25 Ağustos 2011 Perşembe

Ağustos Böceği İle Karınca


















Karıncayı tanırsınız
Minimini bir hayvandır
Fakat gaayet çalışkandır
Gaayet tutumludur, yalnız
Pek hodgamdır, bu bir kusur:
Hodkam olan zalim olur.

Bir gün ağustos böceği
Tembel tembel ötüp durmak
Neticesi aç kalarak
Karıncadan göreceği
Bürudete bakmaz, gider
Bir lokma şey rica eder
Der ki: - Acıyınız bize
Coluk çocuk evde açız
Ianenize muhtacız.
Karınca bir yüreksize
Layık huşunetle sorar:
- Aç mısınız? Ya o kadar
Uzun, güzel günler oldu.
O günlerde ne yaptınız?
Böcek inler: - Açız, açız
Bakın benzim nasıl soldu
O günlerde gülen, öten
Sazla, sözle eğlenen ben
Bugün bakın ne haldeyim!
Vallah açız, billah açız,
Halimize acıyınız!
Karınca eğlenir: - Beyim,
şimdi de raksedin, ne var?
'Yazın çalan kışın oynar.'


Tevfik Fikret


21 Ağustos 2011 Pazar

Günün şarkısı!

Gününü sıkıcı olmaktan çıkarmak istiyorsan, sana bir kıyak yapıyorum o zaman BURAYA TIKLA!

14 Ağustos 2011 Pazar

Eşref-i mahlukat!


İnsan doğar doğmaz kendini diğer canlıların efendisi, diğer canlıları da kendisinin hizmetkârı olarak buluverdi. Bunun için hiçbir çaba sarf etmedi, hiçbir iktidar mücadelesine girmedi, hiçbir kurnazlık peşine düşmedi, entrika çevirmedi.
Oysa dünyada cüssesi ondan kat be kat iri, dişleri, gözleri daha keskin, pençeleri daha keskin, çok daha hızlı ve atak yüzlerce çeşit hayvan vardı.
Ama o hayvanlar, değil iktidar mücadelesine girmek, insanlık için köpek gibi sadık, arı gibi çalışkan, koyun gibi nereye güdersen oraya giden birer hizmetkâr görevi gördüler.
En yırtıcı olanlar bile, insanlarla aralarına gizli bir çizgi çekerek, kendi yaşam alanlarına girilmediği sürece insanları rahatsız etmediler. Aslan gibi, kendi mekânlarında sembolik bir krallık sürmekle yetindiler.
Bu doğar doğmaz bulduğumuz manzarayı biraz ters-yüz edelim:
Denizleri balinalar, piranhalar ve köpek balıkları ele geçirsin.
Havayı kartallar, şahinler ve akbabalar kontrol altına alsın.
Aslan ormanlardaki sembolik krallığını resmileştirip insana meydan okusun.
Çöllerde develer başarılı bir isyan hareketi gerçekleştirsin.
Böyle bir dünyada insanlar hâlâ aralarındaki farklılıkları düşmanlık sebebi sayarlar mıydı dersiniz? Koyun kurtla aynı amaç için birleşirken, insan, derisinin rengine aldırır mıydı?
Ve böyle bir dünyada on binlerce insanın ölmesi alelade bir olay gibi geçiştirilir miydi? Eğlence tüm tantanasıyla, kavgalar tüm sertliğiyle, tartışmalar tüm hararetiyle devam edebilir miydi?
"Ne yapalım, hayat devam ediyor diyerek kameraya gülümseyebilir miydi?
Hiçbir şey yapamasa da, hiçbir şey yapamamanın azabını duymaz mıydı?
Bir tür dayanışma.
Bir "tür" dayanışması.
Neyse ki sadece bir varsayım.
İnsan hâlâ eşref-i mahlukat. Hâlâ tüm canlılar ona hizmetkâr.
Ama bu, aşağıların en aşağısına düşmesine engel değil.
Dünyayı insan görünüşlü hayvanların istila etmesine ise hiç engel değil...